35 Yıllık Serüvende Karar Anı-I: Afgan Sığınmacılar

35 Yıllık Serüvende Karar Anı-I: Afgan Sığınmacılar

Sema KARACA

 

1979’da Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgali ile başlayan Afgan sığınmacılar krizi, 11 Eylül sonrası ABD işgaliyle ise doruk noktasına ulaştı. Amerikan güçleri işgali başlatmadan hemen önce milyonlarca Afgan hem ülke içinde hem de komşu ülkeler Pakistan ve İran’a doğru göç etmeye başlamıştı. İşgali takip eden 3 yıl boyunca 3 milyonu Pakistan’a; 1,5 milyonu da İran’a olmak üzere toplamda 4,5 milyon insan ülkeden göç etti. Çok sayıda insan da kırsal bölgelerden başkent Kabil’e savruldu. Ülke nüfusunun toplamda yarısı yer değiştirdi, Afganistan’ın beşeri coğrafyasında taşlar bir daha oturmamak üzere yerinden oynadı.1

Sovyet işgali esnasında toplamda 7 milyondan fazla Afganistan vatandaşı Pakistan ve İran’a sığınmıştı. 1988 ve 2000 yılları arasındaki 12 yıllık dönemde bu nüfusun 4,5 milyon kadarı Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (BMMYK) yardımıyla topraklarına geri döndü; ancak ülkenin bitmek bilmeyen çatışma ortamı yüzünden 2000 yılı sonrasında da büyük göç dalgaları hem ülke içinde hem de ülke dışına doğru yol almayı sürdürdü.2 2000’lerle başlayan, ABD’nin El Kaide’yi yok etmek için giriştiği savaş boyunca kitlesel mülteci hareketleri artarak devam etti. İşgalin 9. yılında Afganlar dünya üzerindeki mülteci nüfusunun dörtte birini oluşturuyordu ve bu kalabalık nüfusun tamamına yakını Pakistan (1,7 milyon), İran (886.500) ve Suriye (750.000) tarafından emilmişti.3 Türkiye’deki Afgan sığınmacıların sayısı özellikle son 10 yıldır artan bir trend izliyor. Türkiye topraklarında şu an resmî rakamlara göre BMMYK’ya kayıtlı veya önkayıt aşamasında 26.746 Afgan kökenli sığınmacı bulunuyor. Bu rakamın yüzde 67’si ülkeye son 1 yıllık girişlerden oluşuyor. Yani Türkiye, ülkesini terk etmiş/geri dönemeyen Afganlar için giderek cazip bir hedef haline geliyor. Afgan sığınmacı ve mülteciler, bugün küresel sığınmacı nüfusunun yüzde 5’ini teşkil ediyor, ülkesini terk etmek zorunda kalan ve hâlihazırda farklı ülkelerde yaşamlarına devam eden Afganların toplam sayısı 2,6 milyon; yani Afganistan’ın onda biri ülke dışında.

 

Pakistan: “Müslüman kardeşler”den “istenmeyen” topluluğa

Afgan sığınmacıların tamamına yakınını topraklarında barındıran Pakistan ve İran, uzun yıllardır devam eden bu kriz nedeniyle hayli zorlanıyor. Pakistan son derece kalabalık, kayıtlı sığınmacılara ilaveten 2400 km’yi (1500 mil) bulan uzun sınırdan denetimsiz biçimde geçerek kentsel alanlara yerleşen –en iyimser tahminle- 1 milyona yakın sığınmacıyı kayıt altına alma derdinde4. Sovyet işgali esnasında “Müslüman kardeşlerimiz” denilerek Pakistan’ın bağrına bastığı bu nüfus, aradan geçen 35 yılda yaşananlar ve tabii Afgan ve Paki toplumunun mezhepsel ve etnik sorunları nedeniyle bugün “istenmeyen topluluk” durumunda. Toplumsal düzeyde Afganlara karşı olumsuz bir tavır var; Afganlar, sağlıktan güvenliğe kadar pek çok sorunun nedeni olarak görülüyor. Ülkede, 2010’dan bu yana sık sık dillendirilen Afganların vatanlarına geri dönmelerine yönelik toplumsal tepkiler siyaseten de zemin kazanıyor; Kasım 2011’de Pakistan’ın Nowşera şehrinde yüzlerce insanın Afgan sığınmacıların şehri terk etmesi ve Afganistan’a geri dönmeleri için yaptıkları gösteri5 bunun önemli örneklerinden biriydi. Aynı tarihlerde Pakistan Başbakanı Yusuf Reza Gilani, ülkesi için “ciddi sosyal sıkıntılara ve çocuk felci gibi salgın hastalıklara neden oldukları” gerekçesiyle uluslararası topluma Afganların ülkelerine geri gönderilme sürecini ciddiye almaları ve bir an evvel harekete geçmeleri için çağrıda bulunmuştu.6 25 Ekim 2013 tarihinde ise Pakistan Sınır Bölgeleri Bakanı Abdul-Kadir Beluç, “Pakistan, yeni sığınmacı akınlarının ülkeye girişine izin vermeyecek ve Afganların Pakistan’a girişini engellemek için -uluslararası toplumla işbirliği içinde- gereken tüm yasal kanalları kullanacaktır,” şeklinde bir açıklama yapmıştı.7 Aslında Pakistan hükümetinin planı, 2012 yılı sonuna kadar Afgan sığınmacıların “gönüllü” geri dönüşlerini sağlamak ve ülkeyi boşaltmaktı, ancak ülkede hâlihazırda 1,8 milyon civarı Afgan sığınmacı bulunuyor. Sığınmacılar ve ev sahibi toplum arasındaki gerginlikse giderek tırmanıyor; Afganistan’ın içinde bulunduğu durum geri dönüş için ne sığınmacılara umut veriyor; ne de Pakistan’a.

 

İran: “Ülkeniz artık özgür, dönün!”

İran’da da durum pek farklı değil. İran, uluslararası insan hakları örgütleri tarafından Afgan sığınmacıları istismar etmek ve onlara kötü muamelede bulunmakla suçlanıyor. Kasım 2013 tarihli Human Rights Watch (HRW) raporu söz konusu istismar ve kötü muamelelerin fiziksel istismar ve insanlık dışı şartlarda gözaltında tutmaktan zorla çalıştırılma ve aile fertlerinin birbirinden ayrılmasına kadar pek çok alana yayıldığı iddia ediliyor.8 Pakistan’a benzer şekilde İran otoritelerinin de Afganlara ülkeyi terk etmeleri için baskı yaptığı biliniyor. HRW’nin Şubat 2002’de yayınladığı raporda İran’ın Afganistan’dan gelenleri kaydetmeyi reddettiği ve bu insanların “ekonomik göçmen” olduklarını gerekçe gösterdiği bildiriliyordu.9 2007 Eylülü’nde ise İran tarafından sınır dışı edilen Afgan sığınmacılar İranlı yetkililerin ani baskınlarla kendilerini evlerden çıkarıp kamyonlara bindirerek silah zoruyla sınır dışı ettiklerini söylemişlerdi. “Ülkeniz artık özgür, geri dönebilirsiniz” denilerek kamyonlara bindirilmeye çalışılan Afganlar direndiklerinde ise askerler tarafından ölümle tehdit edildiklerini anlatmışlardı.10 Haziran 2012’de İran hükümeti Kapsamlı Düzenleme Planı (CRP) dâhilinde sürdürülen kayıt işlemlerini durdurduğunu açıkladı.11 Afgan sığınmacılar 2002’de olduğu gibi bugün de İran’da zor durumdalar; Norveç Mülteci Konseyi’nden Jan Egeland, Afgan sığınmacıların geleceğe dair bir öngörüde bulunamadıklarını, İran’ın eskiden olduğu gibi kendilerine misafirperverce yaklaşmayı sürdürüp sürdürmeyeceğini ya da 2014 yılının ülkelerine geri dönüş yılı olup olmayacağını bilmediklerini not ediyor.12 BMMYK 2013’te sağlık sorunları nedeniyle İran’dan acilen üçüncü ülkelere yerleştirilmesi gereken 82.000 kişi olduğunu duyurmuştu, ancak Afgan sığınmacıların yerleştirildiği geleneksel üçüncü ülkeler olan Avustralya, İsveç, Finlandiya ve Norveç’te bu mültecilerin kabulü noktasında bir suskunluk hâkim.13

 

Peki ya Türkiye ve diğer üçüncü ülkeler?

Afganistan’dan gelen savaş mağdurlarıyla ilk olarak 1982’de tanışan Türkiye’nin hâlihazırdaki tavrı her ne kadar bir başka yazının konusu olacaksa da burada kısaca değinmek faydalı olacaktır. Şu an Türkiye toprakları dâhilinde yaşayan Afgan sığınmacılar genel olarak 2002 tarihli ABD işgali sonrasında İran üzerinden Türkiye’ye geçiş yapmış kişiler ve onların ailelerinden oluşuyor. Bu yolla Türkiye’ye ulaşan Afganlar, BMMYK’ya resmî sığınma başvurusunda bulunuyor ve üçüncü ülkelere yerleştirilme süreçleri tamamlanana dek Türkiye’nin çeşitli şehirlerindeki uydukentlerde14 ya da kendi imkânlarıyla kiraladıkları konutlarda yaşıyorlar. BMMYK verilerine göre ülkede, 26.746 Afgan sığınmacı bulunuyor.15 2012 yılında Afgan sığınmacılar krizi, 2,6 milyonu aşkın nüfusuyla dünyanın en büyük insani krizi idi. Ancak Suriye’de 3 yıldır aralıksız devam eden iç savaş neticesinde ülkesinden göç etmek zorunda kalan 2,8 milyon insanın16 içinde bulunduğu acil durum17, uzun yıllara dayanan mazisi yüzünden artık kanıksanmış bulunan Afgan sığınmacılar sorununu da gölgede bırakmış oldu. Türkiye özelinden bakılacak olursa iç siyasi gelişmeler, Suriye’nin jeopolitik konumu ve küresel konjonktür gereği –en azından siyaseten- daha çok Suriye ve Suriyeli sığınmacılar sorunu ile meşgul olunurken Afganların sorunları gözden kaçıyor. Dünya genelinde sürekli artış gösteren insani kriz sayısı ve bundan doğan mülteci nüfusu, zamansal -ve tabii Türkiye için- coğrafi bakımdan en yakın ve yeni olanın bir öncekini unutturmasıyla sonuçlanıyor. Bugün Türkiye’deki Afganların içinde bulundukları durumun açıklamalarından bir tanesi bu. Yine, iddiaya göre Türkiye’den mülteci kabul eden üçüncü ülkeler, “Afganistan-Türkiye arasında ortak bir sınır olmadığı” gerekçesi ile Türkiye’deki Afganlar için -gün geçtikçe artan- sığınmacı nüfusunu emebilecek eterli kota ayırmıyor. Örneğin ABD’nin 2013’te tüm mülteci grupları için ayırdığı toplam kota 2 bin kişilik.18 ABD’nin yalnız Afganlar için ayırdığı net kota ise bilinmiyor.

2013’te sadece Türkiye’de bulunan Afgan sayısı ise bu rakamın dört katı. Yine AB ülkeleri içinde en fazla mülteci kotasına sahip19 İsveç’in öngördüğü yıllık rakam, BMMYK verilerine göre, 1900. İsveç ise 2012’de 400 Afgan’ı topraklarına kabul etti.20 Bu tablo, son dönemde sayıları bilhassa artan Afgan sığınmacılar başta olmak üzere Türkiye’deki sığınma başvurularının birikmesine, BMMYK Türkiye Ofisi’nin yetersiz kalmasına neden oluyor. Kısacası, Afganların ülkelerine geri dönmeleri için tekil olarak ev sahibi ülkelerin kısıtlama, zorlama ve işlemleri dondurma yoluna gittiği şeklindeki görüntü baki; ancak büyük resimde, 35 yıldır neredeyse kesintisiz devam eden ve uluslararası yardımın gündeminden de düşmüş olan Afgan sığınmacılar krizinin “bir şekilde” sona erdirilmesi yönünde bir toplu irade söz konusu.

 

35 Yıllık Serüvende Karar Anı-[II]: Türkiye’deki Afgan Sığınmacılar

2012 yılında Afgan sığınmacılar krizi, 2,6 milyonu aşkın nüfusuyla dünyanın en büyük insani krizi idi. Ancak Suriye’de 3 yıldır aralıksız devam eden iç savaş neticesinde ülkesinden göç etmek zorunda kalan 2,8 milyon insanın içinde bulunduğu acil durum, uzun yıllara dayanan mazisi yüzünden artık kanıksanmış bulunan Afgan sığınmacılar sorununu da gölgede bırakmış oldu. Bir Afgan sığınmacı durumu şu ifadelerle anlatıyor: “Bize BM’den gelen bir de şöyle bir açıklama var:

‘Afganistan’daki sorun 35-40 yıldır devam ediyor ve Afgan mülteciler artık kimseye çekici gelmiyor.

Suriye krizi ise çok yeni, ülkede insanların üstüne her gün bombalar yağıyor. Üçüncü ülkeler

Afganları değil Suriyelileri almak istiyor. Afgan mülteciler popülaritesini kaybetti.’ Ülkeler artık

bizimle ilgilenmiyor, dosyalarımız tozlu raflarda kaldı demek…”

Türkiye özelinden bakılacak olursa iç siyasi gelişmeler, Suriye’nin jeopolitik konumu ve küresel Konjonktür gereği Suriye insani krizi ile meşgul olunurken Afgan sığınmacıların sorunları gözden kaçıyor. Dünya genelinde sürekli artış gösteren insani kriz sayısı ve bundan doğan mülteci nüfusu, zamansal -ve tabii Türkiye için- coğrafi bakımdan en yakın ve yeni olanın bir öncekini unutturmasıyla sonuçlanıyor. Bugün Türkiye’deki Afganların içinde bulundukları durumun açıklamalarından bir tanesi. Yine, iddiaya göre Türkiye’den mülteci kabul eden üçüncü ülkeler, “Afganistan-Türkiye arasında ortak bir sınır olmadığı” gerekçesi ile Türkiye’deki Afganlar için yeterli kota ayırmıyor. Örneğin ABD’nin 2013’te tüm mülteci grupları için ayırdığı toplam kota 2 bin kişilik. ABD’nin yalnız Afganlar için ayırdığı net kota bilinmiyor. 2013’te sadece Türkiye’de bulunan Afgan sayısı ise bu rakamın dört katı. Yine AB ülkeleri içinde en fazla mülteci kotasına sahip21 İsveç’in öngördüğü yıllık rakam, BMMYK verilerine göre 1900. İsveç ise 2012’de 400 Afgan’ı topraklarına kabul etti. Bu tablo, son dönemde sayıları bilhassa artan Afgan sığınmacılar başta olmak üzere Türkiye’deki iltica başvurularının birikmesine, BMMYK Türkiye Ofisi’nin yetersiz kalmasına neden oluyor. Afganların durumuna ilişkin en temel açıklama ise, Afganistan’ın içinde bulunduğu geçiş süreci (transition period). NATO’ya bağlı koalisyon güçlerinin 12 yıllık operasyonu sona erdirerek Afganistan’dan büyük oranda çekilme kararı alması, iltica başvuruları değerlendirilme aşamasında olan Afganlar için uzun sürecek bir belirsizliğin de başlangıcı oldu. Afganistan’da geçiş süreci boyunca meydana gelen güvenlik, siyaset ve ekonomi bazlı dönüşümler Afganların yerinden edilme dinamikleri üzerinde kayda değer bir etki bırakmakta.22 Zira, bir ülke yeniden imar ediliyor, ama aynı zamanda bu imar, yani 35 yıldır sürekli yerinden oynatılan taşların eski yerine oturtulma çabası -geçici de olsa- bir başka istikrarsızlık dönemine kapı aralıyor. Tıpkı Irak’ta olduğu gibi, istikrar arayışının çözülemez kaoslar yaratma ihtimali Afganistan için de geçerli.

 

Kısacası unutulmuşluk, krizin “cazibesini yitirmesi”, uluslararası dengeler, uluslararası göç ve iltica rejiminin içinde bulunduğu çıkmaz ve Afganistan’daki geçiş süreci, Türkiye’ye sığınmış ve ortalama 6-8 yıldır üçüncü ülkeye yerleştirilmeyi bekleyen Afgan mültecilerin hayatlarını dondurmuş durumda. Geçiş süreci, -diğer tüm boyutlar bir yanda tutulursa- ülke içinde veya ülke dışına göçe mecbur kalmış 3 milyonu aşkın insanın eski topraklarına geri dönmesi, yani tersine doğru devasa bir insan hareketliliği demek. Tersine göçü mobilize etmek, gönüllü hâle getirmek ise sadece ülkeyi terk etmiş Afganların BMMYK ile ilişkisini kesmek veya işlemleri askıya almakla mümkün olamayacak kadar çok boyutlu önlem ve planlama gerektiren bir mesele.

 

 

Türkiye’deki Afganların sorunları

Türkiye için Afganlar, 1951 Sözleşmesi’ndeki coğrafi sınırlama nedeniyle “sözleşme dışı mülteci”23 statüsündeler. Dolayısıyla Türkiye’ye “mülteci” olarak yerleşmeleri söz konusu değil. Türkiye’deki diğer tüm sığınmacılar gibi çalışma izinleri bulunmuyor, kayıt dışı ekonomide istihdam ediliyor ve ciddi manada emek sömürüsüne maruz kalıyorlar. Ayda 200-600 TL gibi ücretlerle çalışan insanların varlığı ne Türk halkı ne de yetkilileri için bir sır.24 Ekonomik gelirleri hayli düşük olan Afganların sağlık güvenceleri de bulunmuyor; hatta bu imkânın sağlanabilmesi için Türk hükümetince Suriyeli mültecilere sağlanan sağlık hizmetlerinin –sadece Afganları değil- ülkedeki diğer sığınmacıları da kapsayacak şekilde genişletilmesini, sığınmacılar arasında ayrımcılık yapılmamasını istiyorlar. Afgan çocuklar ise Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı resmî devlet okullarında eğitim görüyor. Çocukların eğitimi, ailenin maddi durumuyla ilişkili. Eğer ailenin maddi imkânları yeterliyse çocukların Türk okullarında okumaları mümkün. Ama eğer değilse, -babanın vefat ettiği aileler gibi- çocukların evin geçimini sırtlanmak zorunda kaldığı durumlarda çocuklar okula ya hiç gidemiyor, ya da 15-16 yaşına geldiklerinde okuldan ayrılarak iş hayatına atılıyor. Üniversite eğitimiyle ilgili ise yasal ya da bürokratik herhangi bir engel olmasa da ilk ve ortaöğretimden şüphesiz çok daha fazla masraf ve ön hazırlık gerektiren bu süreci geçmek çok zor.

 

Küresel resmi tamamlayan ulusal pratikler

Türkiye’deki Afganistan vatandaşlarının durumu, küresel tabloya dair önemli ipuçları veriyor. BMMYK Türkiye Ofisi, Afgan mültecilerin işlemlerini durdurduğu için eleştiriliyor ve mülteciler arasında ayrımcılık yapmakla suçlanıyor. Türkiye’deki Afganların karşı karşıya olduğu sorunları şöyle sıralamak mümkün:

  1. Sığınma başvurusunda gecikme
  2. Türkiye’de kalış sürecinin belirsizliği, uzun bekleme süresi
  3. Statü alıp alınamayacağına dair belirsizlik
  4. Kamusal hizmetlerden yararlanamama
  5. Yaşamlarını idame ettirme ile ilgili zorluklar

Afganların BMMYK tarafından açık bir şekilde ayrımcılığa uğratıldığı ve –diğer uyruklara mensup sığınmacılar için en fazla 2 yıl olan değerlendirme sürecinin aşılarak- en az 7 sene beklemek zorunda bırakıldıkları iddia ediliyor.25 İddialardan bir diğeri, İran’da bulunan 2 milyona yakın Afgan mültecinin, Türkiye’de kolaylıkla sonuçlanan üçüncü ülkeye yerleşme prosedürü nedeniyle İran’ı terk ederek şansını Türkiye’de deniyor olması; bir diğer ifadeyle mültecilerin iki ülke arasında yer değiştirmesine önayak olacak, Türkiye’yi olağandışı bir yük altında bırakacak bir mesaj üretmesi.26 Bu, İran’ın oturma izinlerini yenilemeyerek sınırları dâhilindeki Afganları Türkiye’ye göçe zorladığı iddiasıyla da besleniyor.

BMMYK Türkiye Ofisi, 19 Ağustos 2013 tarihinde yayınladığı resmî açıklamada, “2012 yılında, geçtiğimiz 10 yılın toplamından daha fazla sayıda Afgan uyruklu sığınmacı BMMYK’ya başvuruda bulunmuştur. 2012 ve 2013 yıllarında BMMYK’ya başvuruda bulunan Afganların çoğu, uzun süredir – bazen on yıllardır – İran’da ikamet etmiş olan kişilerdir. Sığınma başvurusu sayısında yaşanan büyük artış, kayıt ve mülteci statüsü belirleme için bekleme sürelerinin sığınmacılar için katlanılması güç bir hale gelmesine yol açmıştır. Bu sebeple, BMMYK Türkiye Ofisi duruma bir çözüm bulmak amacıyla bölgedeki diğer ofisler, Cenevre’deki Merkez Ofisi ve Türk ulusal makamları ile bir dizi istişare başlatmıştır. Yapılan istişareler neticesinde, tüm Afgan uyruklular için olağan kayıt ve mülteci statüsü belirleme işlemlerinin 6 Mayıs 2013 itibariyle askıya alınmasına karar verilmiştir” demişti.

Yukarıda sıralanan sorunlar ve uzayan belirsizlik nedeniyle Türkiye’deki Afgan sığınmacılar, 14 Nisan 2014’ten bu yana (44 gündür) BMMYK Ankara ofisi önünde eylem hâlindeler. İlk 20 günlük zaman dilimi boyunca medyada bu eyleme pek yer verilmedi, Afganlar Twitter ve Facebook gibi sosyal medya araçları üzerinden seslerini duyurmaya çalıştılar. 300 kişiyi aşkın bir grup, 1 aydan fazla süredir gece-gündüz binanın önünden ayrılmıyor. Aralarında yaşlılar, engelliler, çocuklar, hatta bebekler bulunuyor. Başından bu yana sakin, olaysız bir seyir izleyen protesto gösterisinin esas nedeni, BMMYK’nın Afgan mültecilerin dosyalarını askıya alması. Bir iddiaya göre Türkiye’den mülteci kabul eden ülkeler, Afganistan’ın Türkiye’ye sınırı olmadığı gerekçesi ile Türkiye’deki Afgan mültecilere yerleştirme kotası ayırmıyor ve Afgan mültecilere bir süredir 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Cenevre Sözleşmesi kapsamında değil, 1950 tarihli BMMYK tüzüğüne dayalı olarak ‘genişletilmiş mülteci tanımı’ (extended refugee definition) altında uluslararası hukuki koruma sağlanıyor.27 Bu iddianın sahiplerinden biri olan Uluslararası Af Örgütü’nün üzerinde durduğu temel konu ise “ülkelerin 1951 Sözleşmesi kapsamında koruma tanınan (tüzüğe değil, sözleşmeye tabi) mültecilere yerleştirmede öncelik verilmesinin Afgan mültecileri dezavantajlı duruma düşürmesi”. Üçüncü ülkeye yerleştirilme işlemleri durdurulan Afgan mülteciler, içinde bulundukları zor durumu anlatmak ve seslerini medeni yollarla duyurmak için bu eyleme giriştiklerini söylüyorlar. Eylem alanında görüştüğümüz Afganlar, uzayan belirsizlikten ve askıya alınan dosyaları hakkında BMMYK ve mülteci kabul eden üçüncü ülke konsolosluklarından alınan cevapların tutarlı bir bütün oluşturmamasından şikâyetçiler. Bu belirsizlik artık o kadar dayanılmaz bir hâl almış ki, maddi sıkıntılara ilaveten ciddi psikolojik sorunlarla boğuşan hatta intihar eden veya bedenine zarar veren Afgan mülteciler söz konusu.28

İşsizlik, maddi imkânsızlık, eğitim ve sağlık ihtiyacı en temel sorunlar olarak öne çıkıyor. Afgan mültecilerin gelecekten umutları yok, BMMYK ve uluslararası kurumlara güvenlerini yitirmiş durumdalar; tek istekleri mülteci olarak tanınmak ve insanca hayat sürebilecekleri bir ülkeye yerleştirilmek. Ama daha da önemlisi, Türkiye’den çalışma izni ve “vatandaşlık” talepleri de var: “Türkiye’de bize en azından iyi, hatta iyi bile değil, “iyiye yakın” yaşam imkânları sunulmasını istiyoruz. En azından bir çalışma izni olsa, sağlık sigortası olsa… Biz başka bir ülkeye gitmek de istemiyoruz; önemli olan kaldığımız yerin güvenli olması. Kendimizi nerede güvenli hissediyorsak orada kalmak isteriz.”

Afgan sığınmacılar, belki de tarihin en sancılı dönemlerinden birini yaşıyor. Bir yanda küresel düzen ve onun temel aktörleri, bir yanda sığınmacılara yetemeyen ve ciddi yük altındaki komşular ve bölgesel aktörler, bir yanda ise yeni bir hayat kurmaya çalışırken her şeye yeniden  -hem de terk ettikleri ve geri dönmek istemedikleri ülkede- başlamaları yönündeki telkin, hatta zorlamalar. Afgan sığınmacılar, 2014 ve sonrasında küresel siyasetin ve sadece Türkiye’deki değil diğer tüm ülkelerdeki BMMYK temsilciliklerinin ana gündem maddesi olacak.

 

 

PDF DOSYASINI İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ

 

 


Category:

escort bodrum